Ahmet Albayrak

İnsanın kişilik yapılanması, örnek aldığı modellerle kurduğu özdeşleşme ile çocukluk döneminde oluşmağa başlamaktadır. Gencin olgunlaşması, ruhsal açıdan gelişimi ve benlik bütünlüğüne kavuşması, gençlik dönemindeki çevre şartlarının yeterliliği ve aldığı eğitim ve öğretimin kendi kişisel gelişimine uygun olmasına bağlıdır.
Genç, geleceği yaşayacaktır. Bugünden geleceğe adaydır. Bundan dolayı, kendisine sunulacak eğitim, geçmiş ile gelecek arasında köprü olma fonksiyonunu yerine getirmelidir.

Bugünkü gençler, bugün yaşadığımız kültür ve irfanı yarına taşıyacaklardır. Onların yüksek enerji ve ideallerle donanmış olması, geleceğimizin garantisidir. Ergenlik dönemi, ideal edinme dönemidir. Ergenin yaşadığı çelişkilerden biri de, bir yandan ideallere verdiği önem, diğer yandan anafora tutulmuşçasına nefsin isteklerinin ağır basmasıdır. İşte bu noktada gencin yüklendiği idealleri temsil edebilmesi, onun fedakârlığına bağlıdır. Çiçero’nun ifadesiyle, “Yarınlar yorgun ve bezgin kimselere değil, rahatını terk edebilen gayretli insanlara aittir.” “İleri görüşler, ileri sorumluluklar getirir.” diyen B. Shaw, fikirlerin derinliği ve temsil kabiliyetinin zorluğu nispetinde sorumlulukların da fazla olacağına işaret eder. Bu açıdan bakıldığında genç, taşıdığı sorumluluklarının bilincinde ise, hem “kültür taşıyıcısı” hem de “tarih yapıcısı” olarak gelecekte rol oynayabilecek demektir. Böylece büyük adamlar, büyük adam olmak isteyenlerin arasından çıkacaktır.
Gençlik döneminde edinilen ideallerin bir kısmının, günlük pratik hayatta karşılaşılan zorluklar sonucu zamanla yıprandığı görülebilmektedir. Bunu aşmanın yollarından biri, ideallerin yıpranamayacak kadar değerli ve çok olması gerektiğidir. Bir Arap şairinin bu konudaki mısraları bize ışık tutmaktadır:
Bir hedef peşinde olduğun zaman
Yıldızlardan aşağısı ile kanaat etme;
Zira sıradan işler uğruna ölmenin tadı,
Önemli hedefler uğruna ölümün tadı gibidir
.”
İdeallerimiz ve hayallerimiz bizim kimliğimizdir. Goethe’nin şu sözleri bu anlamda isabetlidir: “İnsanların hayalleri içlerindeki yeteneklerinin temsilcileridir.” “Bizim arzularımız sadece başaracaklarımızın müjdecisidir.”

İdealist genç, şahin gibi, kartal gibi yükseklerde uçmaya adaydır. Muhammed İkbâl, şahin ve kartalı Müslüman genci simgeleyen semboller olarak görmektedir. İdeali olmayan genç ise karga gibidir. Yükseklerde kartalların beğenmediğini, aşağılarda bulunan kargalar kapışır. Bir genç olarak bizim için önemli olan, hangi semâlarda uçmaya aday olduğumuzdur. Bir Rus atasözü, kartal-tavuk karşılaştırması yapar: “Her ne kadar kartal zaman zaman tavuklardan daha alçakta uçuyorsa da, tavuklar hiçbir zaman kartal yüksekliğinde uçamazlar.”
İdealimiz, odaya ışık veren bir lamba olacağına, dünyayı aydınlatan bir güneş olmalıdır. Gencin, sahip olduğu enerjisini kullanması bakımından, lamba da, güneş de, birer ‘değer’ ifade ederler ama tercihimiz güneşten yanadır.
Medeniyetlerin inkişaf ettiği zamanlarda, yeniden inkişâf etmesi için en ağır görev, yetişmekte olan gençlere düşmektedir. Çocukluk döneminde yaşadıkları saf ve temiz duygular, henüz yetişkinlerinki kadar yıpranmamıştır. Önünde yaşayacağı bir geleceği olsa bile, yetişkine göre kaybedeceği şeyler daha azdır. Genç psikolojisinde başat bir özellik olan özgürlük duygusu, yetişkinde görülebilen bağımlılıklardan kurtulmasını sağlar.
Milletinin ve medeniyetinin istikbalini hayallerinde mücessem olarak temaşa eden büyük insanlar, ideallerini gerçekleştirecek gençlik özlemiyle yaşamışlardır. Âkif’te “Âsım’ın Nesli”, Necip Fazıl’da “Görünmeyen Genç”, “Anadolu Gençliği” gibi tanımlamalarla “zaman bendedir ve mekân bana emanettir” şuurunu taşıyan bir nesil, Sezai Karakoç’ta “Diriliş Nesli”… Hep aynı özlemin ifadeleridir. Milleti adına çektikleri çilelere rağmen, ideallerini istikbal adına yaşatmaya ve aktarmaya çalışan büyük insanlar, bugünün gençlerinden, bugünün yiğitlerinden bir “ses” beklemektedirler.
Bugünün gençleri olarak bizler nelere talibiz? Gelecek adına bugünümüz nelerle yoğrulmaktadır? Ruhlarımızı diri tutacak değerlere ne kadar sahip çıkıyoruz? İçerisinde yaşadığımız toplumumuz bizlerde hangi idealleri görmek istiyor? Benimsediğimiz idealler, gerçekten tarihî ve kültürel derinliğe sahip mi?
Yazımızı, bu soruların cevapları açısından kendimizi test etmek üzere, Sultan Veled Hazretleri’nin bir sözü ile noktalayalım: “Eğer sen, bir madendeki cevhere talip isen, sen de o madendensin!”