Latîf

Allah (c.c.), Latîf’tir. Yani çok lütufkârdır, lütfu bol olandır. Rabb-i Latîf-i Rahîm bütün gizli işlere vâkıftır, ilmi her şeyi kuşatmıştır, kullarına bilmedikleri ve ummadıkları yerlerden bol rızık ve ihsanlarda bulunur, mahlûkatını ummadıkları sebeplerden faydalandırır.

 

Peygamber Efendimizin (a.s.m.) bildirdiği Latîf ismi Kur’ân’da da geçer. Kur’ân; annesine, babasına ve kardeşlerine kavuşan Hazret-i Yûsuf’un (a.s.), sevincini ve saadetini: “Muhakkak benim Rabbim dilediğine Latîf’tir (çok lütuf sahibidir)”1 cümlesiyle dile getirdiğini kaydeder. Bir diğer âyette ise Cenâb-ı Latîf-i Hakîm; “Allah kullarına Latîf’tir. Dilediğini rızıklandırır. O Kaviyy’dir, Azîz’dir”2 buyurur.

 

Bedîüzzaman’a göre, Cenâb-ı Hakkın yeni dünyaya gelen çocukların rızıklarını gayet latîf bir sûrette gönderip memeler musluğundan ağızlarına akıtması Latîf isminin tecellîlerindendir. Çocuk hükmüne gelen ve çocuklardan daha ziyâde merhamete lâyık ve şefkate muhtaç olan ihtiyarların rızıklarının bereket sûretinde gönderilmesi de Latîf, Rahmân, Rahîm ve Kerîm isimlerinin cilvelerindendir. Zîrâ, Rahîm ismi şefkat etmek istediği gibi, Latîf ismi de lütfetmek istemektedir. Cemîl ve Latîf olan Cenâb-ı Hakkın sonsuz lütuf ve güzellik sahibi olduğunu beyan eden Bediüzzaman, o halde fânî mevcûdâtın bu dünyadan ayrılmasının hiç önemi olmadığını kaydeder.

 

Bediüzzaman Saîd Nursî’ye göre, mahlûkatın bütün güzellikleri latîf olan Cenâb-ı Hakkın güzellik istemesinden ve güzelce tanzim etmesinden başka bir sebebe dayanmaz. Öyleyse, bütün güzellikler doğrudan Cenâb-ı Haktan istenmelidir. Çünkü lütuf ve ikram sahibi ancak Odur.

 

Hoş ve latîf canlılar latîf sîmâlarıyla Latîf ismine işâret ettikleri gibi, bahar mevsimi de Latîf ismini anlaşılır bir dil ile zikretmektedir. Nitekim çekirdeklerin ve tohumların gizli defterlerine, büyük ağaçların hayat programlarını, tarihçelerini, tesbîhâtlarını ve ubûdiyetlerini yazmak ve baharda yeniden hayat vermek latîfâne bir tecellîdir. Kezâ güzellik ve süslülük varlıklar üzerinde öylesine hâkimdir ki, her çiçek, her bahar, her meyve, her hayat sahibi ve Cennetin taşına toprağına kadar her parçası cisimleşmiş bir lütuf hükmünde, görenlere Latîf ismini okutmaktadır.

 

Bedîüzzaman’a göre, Cenâb-ı Hakkın Kendi Zâtını sevdirmek ve bildirmek istemesi, lütuf ve kerem mânâlarını tahrik etmekte; Latîf ve Kerîm isimlerinin cilvelerini yaratığın muhtelif perdelerinde göstermektedir. Lütuf ve kerem mânâları da süsleme ve nûrlandırma fiillerini tahrik etmekte; Müzeyyin ve Münevvir isimlerini tecellîye sevk etmektedir. İnsanda ve çiçekte öylesine zînet ve güzellik mânâları görünmektedir ki, güyâ Allah’ın lütfu ve keremi insanın ve çiçeğin cephesinde cisimleşmiş, salt “ziynet, hüsün ve güzellik” olmuş gibidir. Varlıklara ait bütün hoş, güzel ve şirin sahifeler, “Yâ Latîf! Yâ Kerîm!” gibi çok isimleri, güzel cepheleriyle okumaktadırlar.

Dipnotlar:
1- Yusuf Sûresi: 100
2- Şurâ Sûresi: 19