Allah (c.c.), Muhît’tir. Yani Allah Teâlâ, emriyle, irâdesiyle, kudretiyle, kuvvetiyle, bütün isim ve sıfatlarıyla bütün her şeyi ihâta etmiş ve kuşatmıştır. Hiçbir şey Onun emrinin ve hükmünün haricinde değildir. Allah’ın irâdesi haricinde bir yaprak kımıldanmaz. Onun kudretinin işlerini hiçbir güç ve kuvvet sahibi zorlaştıramaz. En büyük kütleler ve küreler, Onun emirlerine harfiyen boyun eğerler.

Peygamber Efendimizden de (a.s.m.) nakledilen1 Muhît ismi, Kur’ân’da zikredilen isimler arasındadır. Cenâb-ı Muhît-i Hakîm bir âyette, “Allah onları arkalarından muhîttir (ihâta etmiştir)”2 buyurmuş, bir başka âyette de, “Dikkat edin! Onlar Rablerine kavuşmaktan şüphededirler. Dikkat edin! Allah her şeyi muhîttir (kuşatmıştır)”3 buyurmuştur.

Allah’ın, ilmi, irâdesi, kudreti ve sâir sıfatlarıyla her şeyi muhît olduğunu, ihâta dâiresinden hiçbir şeyin hâriç bulunmadığını beyan eden4 Bedîüzzaman, Cenâb-ı Hakkın kudretiyle kâfirleri sarmış olduğunu kaydeder.5 Bediüzzaman’a göre, âsileri baştan ayağa tutuklayan musîbetler Allah’ın kudretiyle ihâtasından başka bir şey değildir. Gökler, bulutlar, yağmurlar ve geceler, âsileri sağdan, soldan, üstten, alttan, önden ve arkadan kuşatan birer azamet eseridirler. Allah’ın verdiği gazap ve belâlar isyankâr insanları her taraftan tutsak kılar. Allah, ilim ve kudretiyle her yerde hâzır ve nâzırdır.6

Allah’ın isim ve sıfatlarının da sıfatları bulunduğunu, bunların “ıtlak, ihâta ve nihâyetsizlik” olduğunu kaydeden Bedîüzzaman, kâinata hâkim olan Îlâhî fiillerin her birisinin ıtlak, ihâta ve nihâyetsizlik içinde bulunduklarını, yani her bir İlâhî fiilin kayıtsız ve hudutsuz tarzda her şeyi ihâtası içine aldığını, iştirak ve şirkin hiçbir biçimde o ihâtayı sınır altına, o ıtlakı kayıt altına ve o hadsizliği had altına alamayacağını beyan eder.7

Bediüzzaman Saîd Nursî’ye göre, ıtlakın mâhiyeti iştirâke zıttır. Zîra kayıtsız bir şey, maddî şeylerde bile had altına alınamaz, her şeyi istilâ eder. Meselâ havada, ışıkta, nûrda, harârette ve suda bir derece ıtlak, yani sınırsızlık bulunduğundan kayıt altında tutulmaları neredeyse imkânsızdır. Bu maddelerin her tarafa yayılmış olmaları bundandır. Maddî ve sınırlı şeyleri bile böylesine istilâ edici yapan “ıtlak” hakîkati nihâyetsiz, hudutsuz, maddeden münezzeh ve kusurdan uzak olan İlâhî sıfatlara ve fiillere öyle bir ihâta ve istilâ veriyor ki, o fiiller ve isimler ıtlak hakîkati ile bütün kâinatı zabtediyorlar, hiçbir şeyi hariçte bırakmıyorlar, şirke aslâ yer vermiyorlar ve ortaklığa hiçbir biçimde kapı açmıyorlar.8

Bedîüzzaman’a göre, Allah’ın fiillerini sınırlandıran, yalnız İlâhî hikmet ve irâdedir. Mazharların, yani eşyanın kabiliyetlerinin, fiillerin yansıma sonuçları açısından etkili olduğunu da hesaba katmak gerekir.9 Hiçbir şeyin Allâmü’l-Guyûbun ilim, hikmet ve irâde dâiresinden hâriçte kalmasına imkân yoktur.10 Onun ilmi her şeyi muhîttir.11

Bediüzzaman Saîd Nursî’ye göre insan olarak biz, sonsuz kudret sahibi Kadîr’in kudret mertebelerine, sınırsız rahmet sahibi Rahîm’in rahmet derecelerine ve mutlak kuvvet sahibi Kavî’nin kuvvet tabakalarına mutlak acz, fakr ve zaafımızla birer ölçü teşkil etmekteyiz.

Cüz’î ilim, küçücük irâde ve azıcık kudret gibi sıfatlarımızla Hâlık’ımızın muhît sıfatlarını anlamamız mümkün bulunuyor. Meselâ kendi cüz’î ilmimizin ölçüsüyle, Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz ilmini idrâk edebiliyoruz.12 Yine, meselâ, her şeyi kuşatan rahmet ışığını ve her şeyi ihâta eden güzel yaratma, ölçülü yaratma, düzgün yaratma, düzenleme ve temizlik fiillerini kendi cüz’î fiillerimizle tanıyabiliyoruz. Bütün İlâhî fiiller Cenâb-ı Hakkın sonsuz birer nûru olarak, tüm kâinatı ve her şeyi ihâta etmişlerdir.13

Dipnotlar:
1- Mecmuatü’l-Ahzab, 2: 251.
2- Buruc Sûresi: 20.
3- Fussilet Sûresi: 54.
4- Mesnevî-i Nuriye, s. 158.
5- İşârâtü’l-İ’câz, s. 121.
6- A.g.e., s. 133.
7- Şualar, s. 24.
8- A.g.e., s. 24.
9- A.g.e., s. 142.
10- A.g.e., s. 560.
11- A.g.e., s. 562; Mektûbât, s. 62.
12- A.g.e., s. 84.
13- Lem’alar, s. 488.