Nasreddin Hoca’ya, “Hocam demin buradan biri başının üstünde bir tepsi baklava ile geçti, gördün mü?”

“Bana ne?”

“İyi ama, sizin eve gidiyordu?”

“Sana ne?” Bu fıkra, merak denen duygumuzu, bizi ilgilendirmeyen işlerde kullanmamamız gerektiğini ders veriyor. Şu soru devamlı zihnimizde yankılanmalı:

İlim, iman ve ölüm (İslâm esasları) için verilen merak duygusunu, sermayesini nerelere harcıyoruz? Ne kadar basit, geçici, işe yaramaz, eften-püften işler, meseleler, olaylar… Falan filmi, filân futbol takımın kazanması-kaybetmesi; Amerikanın tavukları, Zühal’in (Venüs’ün) etrafındaki halkaları merak ederiz.

Bunları öğrenemezsek, dünyanın sonu gelmez! Halbuki, sonsuz bir hayatı kaybetme veya kazanma imtihanıyla karşı karşıya değil miyiz? Eğer imanla kabre giremezsek bu hem dünyanın sonu, hem de sonsuz hayatın sonu olur!

Futbolcuların, artistlerin, popçuların, hopçuların, lüpçülerin isimlerini, özelliklerini merak ediyoruz… Acaba, Esma-i Hüsnâ’dan kaç tanesini sayabiliyor ve yansımalarını anlayabiliyor, özelliklerini biliyoruz?

Berzah/kabir, Haşir/kıyamet koptuktan sonra toplanma yeri, Mîzan (dünyadaki hayatımızın her karesinin tartılacağı, ölçüleceği ve değerlendirileceği İlâhî sistem), Sırat, Cennet, Cehennem, Cemalüllah (Allah’ın cemalini görmek) ve sonsuza dek mutluluk, hûriler, gılmanlar, Kevser balları, şerbetleri ve sonsuz hakikat…

Bu arada, acaba, “Merak duygusu niçin verilmiştir?” sorusunun cevabını merak etmemiz gerekmez mi? O da şudur:

İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, sonsuz hayatı kazanmak için verilmiştir. O hisleri/duyguları şiddetli bir surette fâni dünya işlerine yöneltmek, fâni ve kırılacak şişelere bâki elmas fiyatlarını vermek demektir.1

İman ve iman esasları her zaman ve zeminde, her şartta günceldir. Hatta, her dakikada, her anda, damarlarımızda, hücrelerimizde onun güzelliklerini, özelliklerini ve gücünü hissederiz.

Dolayısıyla her an merakımızın alanında olmalı. Yaratıcımızın rızasını, sonsuz mutluluğu kazanmanın, ebedî hapisten kurtulmanın tek yolu da ancak iman sayesindedir. Dolayısıyla hepimiz imanı kazanmak veya kaybetmek dâvasıyla karşı karşıyayız. Şu halde, her zaman ve zeminde, iman meselelerini merak ile müzakere etmeli, anlamalı, anlatmalı ve yaşamalı. Çünkü, dünya hayatının huzur ve mutluluğu da yine imana bağlı. Elem verici olayların, musibetlerin, yakınlarımızın ayrılması, yani, ölüm hakikati karşısında direncimiz, dayanma gücümüz, sabrımız ve taşkınlıklara düşmememiz imanımız oranındadır.

Dipnot:

1. Sözler, s. 37.