Allah (c.c.), Hannân’dır. Yani mahlûkatına çok merhametlidir, çok düşkündür; bol lütuf, kerem ve bereket sahibidir. Allah’ın merhameti tüm kâinatı kuşatmış, gazabını geçmiştir. O Rahmân ve Rahîmdir, rahmet ve şefkatiyle her şeyi ihâta etmiştir.

Hannân ism-i şerifi Hazret-i Ali’nin (r.a.) Peygamber Efendimizden (a.s.m.) rivâyet ettiği Cevşenü’l-Kebir’de vârit olmuştur.1 Kur’ân’da Cenâb-ı Hakkın Hazret-i Yahyâ’ya (a.s.) “hannân” ve “zekât,” yani kalp yumuşaklığı, inceliği ve sâfiyeti ihsân ettiği beyan edilmek2 sûretiyle, Allah’ın Zât-ı Akdesinin de “Hannân” olduğu vurgulanmak istenir.

Bedîüzzaman, topyekûn baharın Allah’ın merhametinin bir eseri olduğunu ve bahara kulak veren bir insanın yaprakların, çiçeklerin ve dalların hışırtıları arasından “Yâ Hannân! Yâ Rahmân!” zikirlerini işiteceğini3 beyan eder.

Bediüzzaman’a göre, Cenâb-ı Hakkın rahmetindeki cemâl, merhametine muhtaç olanlara bakar. Merhametine erenlerin, özellikle Cennet-i Bâkiyede sonsuz rahmet ve şefkatinin her türüne mazhar olanların saadet, sevinç ve nîmetlenme derecelerine göre, o Zât-ı Rahmânü’r-Rahîmin, Kendi Zâtına lâyık bir tarzda bir muhabbet, bir sevmek gibi, Ona lâyık tabirlerle ifade edilmesi gereken ulvî, kudsî, güzel, yüksek ve nezih mânâları vardır. “Mukaddes bir lezzet, münezzeh bir ferâh, kudsî bir mesrûriyet” şeklinde tabir edilen bu nezih ve kudsî keyfiyetleri, bizce bilinen aşk, sevinç ve muhabbetten sonsuz derece daha yüksek, daha ulvî, daha mukaddes ve daha münezzehtir.4

Bediüzzaman Saîd Nursî’ye göre, Cenâb-ı Hakkın tezâhür etmek isteyen mânevî cemâli ve kemâli, mahlûkatına rahmet ve nîmet verme irâdesine hareket veren terahhum ve tahannun, yani “acımak ve şefkat etmek” mânâları ile birlikte tecellî etmektedir. Binâenaleyh tüm hayat sahiplerine, hiçbirisini eksik bırakmamak şartıyla yapılan sonsuz ihsânlar ve verilen nihâyetsiz nîmetler Rahmân ve Hannân isimlerini okutturmaktadırlar.5

Zor ve sıkıntılı günlerde ve günahlardan bunaldığı vakitlerde mü’minlerin Rahmân ve Hannân isimleriyle Allah’a sığınmaları—inşaallah—Cenâb-ı Hakkın merhametini celp edecek; bu sığınış mü’minlere Rablerinden—inşaallah—eşsiz bir mânevî imdat, inâyet ve yardım sağlayacaktır.6

Dipnotlar:
1- Mecmuâtü’l-Ahzab: 2:232
2- Meryem Sûresi: 13
3- Sözler, s. 302
4- A.g.e., s. 569
5- Sözler, s. 574-576
6- Lem’alar, s. 181; Mesnevî-i Nuriye, s. 113